omrumsworld

Does a man die

When he loses his dreams

VISIT OF AN OLD FRIEND (Sep 25, 2019)

2:30 a.m.
Awake in bed as usual
With no reason that I know
Or some reason not to be poked
That is not our point

I heard a ‘’tap tap’’ sound on the window
Thought what the heck’s in the middle of the night
I got up and pulled the curtain aside
There stood my friend
The old wise owl
I was happy to see him
Very happy indeed

I asked him to step in
After a short exchange of hello’s
How are you’s
He stared at me
Not sure in blues or
A little frustrated

‘’What happened Mr. Owl
What are you thinking
If you have a problem
Just blurt it out
So we can take care of’’ said I

The wise owl moved
Spruced himself up
‘’My problem is with you Milady’’
Then he went silent

I opened my eyes widely
Long time no see
Actually years since I last talked with him
The wise owl moved back
Still staring at me
And burst into laughter
Kind of bitter

‘’Of course
What did you think
My eye always on you
My breath with yours
Did you think I would not notice
How you are brooding on the matter
Handling and
Joggling
Cutting into pieces
Then putting together

Listen to me Milady
Character traits do not change
No matter how hard one tries
They are carved deep in your soul
With blood and sweat
With the disappointment and
Shame of the little kid

Take my word:
The weak is always weak
Blaming others for his misery and
Destruction of inner peace
They know not
Inner peace is not a tower of playing cards

Finally
Some never grow up
While others to an old wise man
In the body of a child

Walk your walk
And talk your talk.

ESKİ BİR DOSTUN ZİYARETİ (25 Eylül 2019)

Gecenin iki buçuğu
Her zaman olduğu gibi uyanmışım
Nedensiz
Veya kurcalanmamış bir nedenden dolayı
Konumuz o değil

Bir ”tık tık” sesi duydum pencerede
Hayırdır bu saatte
Perdeyi açtım baktım
Eski dostum yaşlı bilge baykuş
Nasıl sevindim
Hem de nasıl

İçeri buyur ettim
Kısa bir hal hatır sorma
Ardından bizimki dikti gözlerini bana
Hüzünlü mü desem
Öfkeli mi
”Hayrola Baykuş Bey
Aklınızdan neler geçiyor
Dertliyseniz söyleyin
Derman arayalım birlikte” dedim

Bilge Baykuş doğruldu
Çekidüzen verdi tüylerine
”Derdim seninle hanım kızım” dedi
Ve sustu yine

Gözlerimi iri iri açtım
Yıllar var ki görmemişim
Konuşmamış
Dertleşmemişim
Bilge Baykuş geri çekilip
Yüzüme baktı
Sonra bir kahkaha patlattı
Acı mı acı
”Elbette ya
Ne sanıyordun
Gözüm hep üstünde
Nefesim nefesinde
Fark etmez mi sandın
Arpacı kumrusu gibi düşüncelere dalmanı
Evirip çevirmeni
Kesip biçmeni
Doluya koymanı
Oradan boşa aktarmanı

Sözümü dinle küçük hanım
Karakter özellikleri değişmez
Ne kadar çabalasa da insan
Ruhunun derinliklerine kazınmış
Kan ve terle yazılmıştır
Küçük çocuğun düş kırıklığında ve utancında

Diyeceğim şu:
Zayıf olan her zaman zayıftır
Acınası durumu için başkalarını suçlar
Ve bozulan iç huzuru
Huzur dediğin iskambil kağıtlarından br kule değil ki

Sonuç olarak
Bazıları büyümez
Bazıları ise çocuk bedeninde bir yaşlı bilge

Sen sen ol
Yoluna devam et
Sözünü söyle”

 

 

DIALOGUE WITH A STREET-VENDOR (Sep 22, 2019)

Street-Vendor:

I buy dreams
Big and small
Yellow blue and green
Dreams
With the joy of a fairground
Affixed to the tail of a red kite or
In the paper boat swaying on the pond

I buy hopes
Written on rose patels
The hidden and innocent wishes
Resonating in childrens’ laughs
Rolling on green prairie
Those as light as summer rain
And thin as the fog that sets on the valley at night

I buy the yearning to a cup of hot tea
In the hands of a little girl back from playing snowball
The yearning to say ‘’I am home’’
In the arms of the beloved one after a long journey

The Woman in the Window:

What a weird street-vendor you are
You buy our dreams
Instead of old clothes and kitchen stuff
Why
Do you ever make good money?

The Street-Vendor:

M’am
What I do is actually pro bono
I swear god punish me
If I make more than a few cents
I feel ashamed to say
But some dumbheads buy the dreams and hopes
What they do not know is
They are more fragile than crystal trinkets
Break with a mild autumn breeze and
Even when you hold them to see
Shatter into pieces
Impossible to glue back
Splinters prick your skin
Like a million needles
They find their way inside
Up to your heart
Remain there motionless
Waiting for an opportunity to rise
When one is alone
Before going to sleep
Even in the bathroom
They rise up and
V’oila
You are soaked in blood
They do not kill
But carve you inside
Slowly
Relentlessly

The Woman in the Window:

What can I say Mister Vendor
I wish you luck and success in what you do
I have neither a dream
Nor a hope that
I keep to myself with jealousy
Stay safe.

ESKİCİYLE KONUŞMALAR (22 Eylül 2019)

Eskici:

Düşler alırım
Büyüğünden küçüğünden
Sarı mavi yeşil
Bayram yeri coşkusunda
Kırmızı bir uçurtmanın kuyruğuna takılmış
Gölde salınan kağıttan bir kayık içindeki düşleri

Gülün yapraklarına yazılmış umutları alırım
Yemyeşil bayırda
Neşeyle yuvarlanan çocukların kahkahalarında çınlayan
Yaz yağmuru hafifliğinde
Geceleri vadiye inen sis inceliğindeki gizli ve masum istekleri

Kartopu oyunundan dönen küçük kızın
Buz kesmiş ellerini ısıtan bir fincan çayda
Uzun bir seyahat sonrası sevgilinin kollarında
Alabildiğince gülümseyerek
‘’Artık evimdeyim’’ demeye olan özlemi

Penceredeki Kadın:

Ne garip bir eskicisin
Eskimiş çanak çömlek ve giysi yerine
Düşlerimizi alıyorsun
Neden
Sana nasıl bir kazanç sağlıyor ki

Eskici:

Hanımefendi
Benimki amme hizmeti
Beş kuruş kazanıyorsam
İki gözüm önüme aksın
Ayıp kaçacak ama
Bazı gerzekler alıyor düşleri ve umutları
Ah bir bilseler
Kristal biblodan bile daha narindir
Hafif bir sonbahar esintisinde
Pencere çarpsa
Hatta elinize alıp bakmak isteseniz kırılır
Tuzla buz olur
Yapıştırmak ne mümkün
Cam kırıkları batar teninize
İğne gibi
İçten içe yürür
Ta yüreğinize dek
Oturur orada sessizce
Fırsatını kollar
Yalnız kaldı mı insan
Uyku öncesinde
Hatta tuvalette bile
Yavaşça doğrulur yerinden
Bir bakarsınız
Kanlar içinde kalmışsınız
Öldürmez de
İçinizi oyar ince ince

Penceredeki kadın:

Ne diyeyim Eskici Bey
Size kolay gelsin
Bende ne bir düş kaldı
Ne gözümden bile sakındığım bir umut
Uğurlar ola.

JOB INTERVIEW (Sep 21, 2019)

What do you do Mister?

I break hearts attentively
Gather the broken parts
And attach them
On a thin panel with a sticky surface
But not randomly m’am
No
I create memories for myself
From a big void

I draw two people
Silent under the starry sky
Add laughter to it
Accompanied with dirty martini

I picture an armchair
Bathing in sun
In the public library
On a cold September morning
A laptop computer on the coffee table
Fingers dancing on the keyboard

There would be a woman depicted
On the left right corner of the panel
Her eyes smiling like sun
But with a vague melancholy
Her heart
As timid as the wings of a bird learning to fly
Hides the wounds gracefully
She holds her head up
She is strong
Yet a delicate and fragile girl

I take a few steps back
To watch my work
After it is engraved in my mind
I carry the panel downstairs
To leave on the curb
With other old and worn house stuff
Hoping someone may make use of it
Right m’am?

İŞ GÖRÜŞMESİ (21 Eylül 2019)

Ne iş yapıyorsunuz Bayım

Kalpleri itinayla kırarım
Kırıkları toplar
Yapışkan yüzeyli bir panoya tuttururum efendim
Gelişigüzel değil ama
Anılar yaratırım kendime
Kocaman bir hiçlikten

Yıldızlı bir gökyüzü altında susan
İki kişiyi çizerim
Buna kahkahalar eklerim
Kirli martini eşliğinde

Soğuk bir eylül sabahında
Halk kütüphanesinde
Üzerine güneş vurmuş bir koltuk resmederim
Sehpada dizüstü bir bilgisayar
Klavyede dans eden parmaklar

Panonun sol üst tarafında bir kadın olur
Güneş gibi gülen gözleri
Belirsiz bir hüzün saklar
Uçmayı yeni öğrenen bir kuşun kanadı kadar tedirgin yüreği
Yaralarını gizler incelikle
Başı dik ve güçlü
Oysa küçük bir kız kadar narin ve kırılgan

Birkaç adım uzaklaşıp
Eserimi incelerim
Tüm ayrıntıları zihnime kazıdıktan sonra
Panoyu merdivenlerden aşağı indirir
Atarım kaldırımın köşesine
Kırık dökük eşyaların yanına
Belki birinin işine yarar diye
Değil mi ama efendim?

MIRACLES (Sep. 21, 2019)

Miracles do happen

 

 

But only in fairytales.

MUCİZE (21 Eylül 2019)

Mucizeler gerçekten de olur

 

 

Ama sadece peri masallarında.

MY EXISTENCE (Sep 20, 2019)

To exist

On the edge of the life
In the continuum of the unfinished sentence
And in the gap
Between two breaths.

Post Navigation